BİR DOLAR HİKAYESİ

Her sabah uyanıyoruz, çok akıllı telefonlarımızı açıyoruz ve yeni bir kaç bildirim, sosyal-medyaya giriyoruz, haber sitelerine giriyoruz “Dolar’da yeni zirve” başlıklı haberler, yorumlar vesaire vesaire.

Ama hepsi, saçmalık.

Dolar adını verdiğimiz şey her neyse gündemimizi o kadar çok meşgul ediyor ki, birileri bunun manasız olduğunu hiç bir şey ifade etmediğini anlatmaya çalışıyor türlü hikayeler uyduruyor. Kimileri buna direnelim bu bir saldırı diyor, birileri de fırsat bulmuşcasına eleştiri yağmuruna tutuyor.

Bizim bundan çok daha fazlasına ihtiyacımız var, şu okulda öğrendiğimiz ekonomi derslerinin boşa çıktığı, üniversitelerdeki hocalarımızın bile olayları göremediği meseleler yaşanıyor. Bunları gerçekten anlamak isteyenler için, ekonomik terimler yığınına dönen değil gayet basit ve anlaşılır şekilde hatta artık bir deyim oldu “bilale anlatır gibi” anlatmaya çalışacağım, buna bağlı olarak teknik eleştirileriniz olacaktır, onları bu yazıda kabul etmiyorum, dolarla ilgili teknik yazımın altında gerekli yorumlarınızı yapabilirsiniz.

Şimdi hikayemiz şöyle: önce dolar ne, sonra ekonomi ne, sonra ekonomi nelerden etkilenir, sonra Türkiye’de ne oldu, ne oluyor, ne olacak!

Uzun bir yazı olacak biliyorum, her zaman olduğu gibi belki de okunmamak üzere tarihe yine bir not bırakıyoruz.

Nedir yahu bu Dolar?

Burada yeni öğrendiğim bir benzetme yapacağım. Şu anda eğitim seviyesi ne olursa olsun herkes İngilizce öğrenin peşinde, çünkü dünyanın iç içe geçtiği bir yaşamımız var ingilizce bilmek özellikle iş bulmak için artık anahtar konumda.  Neden İngilizce önemlide, kimse İspanyolcayı önemsemiyor -şu gezgin hayalperestler hariç- ? Çünkü ingilizce geçen zaman içerisinde -küresel yayılmalar, işgaller vs- her milletin konuştuğu ortak dil haline gelmiş. Bu İngilizlerin en büyük başarısı aslında ve bu yüzden hala dünyayı yönetiyorlar. İşte düşünün ki dolarda, ekonominin ticaretin, yatırımın, paranın, para kazanmanın ,devlet olmanın ingilizcesi gibi bir şey. Dolar yine türlü oyunlarla ( bu konuda yazım var okuyunuz: Altın ve dolar! Dolar nasıl dünyada hakim para oldu?  ve Dolar ve Euro düştüyse ne olur? ) dünyada hakim dil haline gelmiştir. Dünyanın en batısından en doğusuna kadar işçi, köylü, zengin, fakir demeden herkes ama herkes dolara sahip olmak ister. Çünkü dolarla dünyanın her yerinde alışveriş yapabilirsiniz. Ayrıca Dünya ekonomisinin en büyüğü, arkasında çok ciddi bir kapitalist sistemi, ordusu ve yerleşmiş bir devlet olan bir para birimi, insanların kendilerini güvende hissediyor olması için önemli. Bunu anlayabilmek için bugüne değil, geçmişe bakmalısınız örneğin Türkiye’de 15 yıl önce ortalama enflasyon %70’idi bu demek oluyor ki sizin paranız her yıl durduğu yerde %70 değer kaybediyor 100 TL İle 100 ekmek alabiliyorken o sene sonunda aynı parayla sadece 30 ekmek alabiliyorsunuz. -teknik hesap değildir!-

dolardurum

Sonuç: Dünya’da referans para birimi, güvenilir para birimi dolardır. Herkes dolara sahip olmak ister, dolar güvenliktir, dolar garantidir, dolar yükselen getiridir ve insanların hepsi kâr yapmak ister.

İşte karşınızda hayat: Ekonomi, nedir bu Ekonomi?

Ticaret, tasarruf ve yatırım insanoğlunun en eski mesleğidir. Nefes almakla, bir eş, çocuk ve yuva sahibi olmakla çağlar öncesinden beri ekonomiyle meşgul oluyoruz. Ekonomi, insanların şimdiki veya ileriki bir zamanda meydana gelebilecek ihtiyaçlarını karşılamak için bir üretim yapması ve bunu başkalarına sunması, saklaması olarak tanımlanabilir. Almak, satmak, çalışmak, biriktirmek, toplamak bütün bunlar ekonomidir.

Ekonomi zenginliktir, zenginlik güçtür. Çevrenizde zengin olan birisine toplumda saygı duyulduğunu görebilirsiniz. Devletler içinde böyledir zenginliğe sahip olan ülkeler saygı görür, söyledikleri, istekleri göz önüne alınır ve itibar edilir. Dolayısıyla devletler güçlü olmayı arzularlar, yani iyi bir ekonomiye sahip olmayı. Ekonomi: her şeydir.

Şimdi burada söyleyeceğimiz şey çok önemli: borç!

Aslında ne olduğunu biliyorsunuz, bir ödeme yapabilmek için, yeni bir şey satın alabilmek için, bir dükkan yada işletme açabilmek için gibi gibi ihtiyaçları karşılamak için eğer size kalan ciddi bir miras yoksa, daha önce köşede biriktirdiğiniz paranız yoksa ( veya paranız olmasına rağmen bu yeterli değilse, hatta bu paranızın köşede kalmasını yani ona dokunmamayı istiyorsanız  ) tanıdıklardan, eş dosttan borç istersiniz. Eğer zaman geçmiş, borçlar birikmişse yabancılara gitmeye başlarsınız: tefecilere ve sonra örgütlü kapital tefecilere: bankalara!

Bunu unutmayın, çünkü devletinde yaptığı bundan farklı bir şey değildir. Sonra bunu kullanacağız.

Ekonomi nelerden etkilenir ?

Burası tanıdığım doçentlerin bile anlayamadığı, yorumlayamadığı bir nokta. Ekonomi öğretiminde klasik bir düzen var, hakim bir görüş var ve insanların buna inanıp çözümleri, sorunları sadece bu çerçevede düşünmeleri isteniyor. Ancak şuanda bilimsel olarak ta ortaya konulmuş ki özellikle Türkiye’de verilen eğitimin gerçek ekonomiyle alakası, bağlantısı kalmamıştır. Mesele bütün bu öğrenci yığınları hala bir Japonya örneğini yorumlayamazlar, parasal genişlemenin düşük hatta negatif faizin yatırımları hiçte etkilemediği bir gerçek var karşımızda.

Ben bununla ilgili bir yazı yazdım, hemde çok önce ilgilenenler ( buraya tıklayarak ) okuyabilirler. Ama kısaca:

Ekonomi, gelişen dünyayla birlikte siyasete yaklaşmanın ötesinde yapıştı artık siyasetsiz bir ekonomi olamaz, siyasetle doğrudan alakalıdır.  İç ve dış tansiyon, gerilimler, gelecek beklentileri bunların hepsi ekonomiyi doğrudan etkiler. Bunları unutmayalım.

Türkiye nasıl bir yer, nasıl bir ekonomisi var?

Türkiye’nin çok kaba ve kısa ekonomi tarihi;

Kurulduğunda büyük borç yükü var, üretim tesislerinin sayısı toplamda 30’u geçmiyor. Kendi halkı yoksul, ancak farklı milletlere ait vatandaşları zengin ve sermaye biriktirmiş. Savaş coğrafyasının tam içinde; siyasal reformları takip eden ekonomik gelişme, sonra elde olmayan nedenler ( ikinci dünya savaşı ) dolayısıyla, zarar, iflas, yoksulluk ve kapanan işletmeler. Savaş bitiyor, dünya ekonomisi toparlanıyor bizimkiler Natoculuğa, Marshall yardımlarına sarılıyor, üretmek yerine borç almanın ve tüketmenin daha iyi bir şey olduğu teşvik ediliyor, darbe, iç çatışmalar, ölümler, duran eğitim, kıbrıs yüzünden uygulanan ambargo, darbe ama bu darbe garip, Özal denen adam geliyor ve Amerikan isteğiyle ( our boys did, yani amerikanın bizim çocuklar başardı dediği darbe hükümeti özala bunu yapması için fırsat sunuyor ) Türkiye liberalleştirilmeye çalışılıyor, ekonomideki devlet etkisinin azalması tavsiye ediliyor, bizimkiler ha gayret derken yaşanan gerilimler dolayısıyla devletin şirketleri devletin elinde kalıyor ama kısmi bir liberalleşme mümkün oluyor, ithalata dayalı üretim devam ediyor, ülke gelişmiyor, 90-94, 98 2001 yıllarının hepsi büyük çaplı krizlere yol açıyor bu krizlerin en büyük etkisi finansal yani borç krizleri, ülke hep borçlanıyor ama borç ödeyecek üretimi yapamıyor, sonra iflas ediyor %10 yerine %80 ile borçlanıyor çünkü ülke riski artmıştır ve artık borç almak daha maliyetlidir.

2001 krizinden sonraysa, ülkenin yönetimi değişiyor bu seferde ( tıpkı our boys did der gibi ) Dünya bankasından Kemal Derviş geliyor ve Türkiye’nin kapitalizme tam entegrasyonunu sağlayacak “güçlü ekonomiye geçiş modelini”ni hazırlıyor bu modeli uygulayacak olan Koalisyon hükümetine Bahçeli eliyle bir ara veriliyor ve AKP yönetimi başa geliyor, Türkiye eskisinden çok daha fazla vergi toplamaya başlıyor, güçlü mali sistem kuruluyor, devlet özelleştirmeleri arttırıyor, MB bağımsızlaştırılıyor, MB’nin devlete kredi açmasının önüne geçiliyor. Irak gibi yerlerin işgaline izin verilerek Türkiye’ye yüklü ödemeler yapılıyor. Dünya’da artan para bolluğu Türkiye’yede yansıyor ve ülkeye çok ciddi paralar gelmeye başlıyor, bu gelen paralar yoluyla bankalar krediler açarak halkı, şirketleri ucuz yollu ve çok kolay bir şekilde paraya boğuyor kredi kartları gibi tüketim arttırıcı olaylarla Türkiye halkı büyük bir suni refahın içine düşüyor, hiç kimse üretim yapmadan tüketiyor, borçlanıyor, gelecek kazancını kaybediyor. Ülkede üretime geçilmek, gelişen teknolojiye bağlı olarak yüksek gelirli, markalaşmış ürünler üretmek yerine tüketmeye devam ediyor, yurt dışına sattığı 2 kamyon domates karşılığında belki sadece küçük bir telefon alabiliyor.  Ülke, inşaat gibi kredileri büyüten, insanları borçlu kılan ve toprağı işgal eden bir sektör öncülüğünde büyütülmeye çalıştı yaptığımız en iyi şey, lüks villalar inşaa edip bunu Arap zenginlerine kakalamak oldu. Ev fiyatları olması gerekenin çok çok üstüne yerleşti.

Bu durum sür – dü – rü – le – mez.

Mahalle bakkalını düşünün, küçük bir esnaf, size ayıp olmasın diyerek, çünkü zaten başka müşterisi yok ne zaman gitseniz veresiye defterinize yazıyor, hiç ödeme yapmıyorsunuz, hep veresiye, ama o adam sizin ihtiyaçlarınızı karşılayabilmek için ne yapıyor? Her ay gerekli siparişleri veriyor, büyük kocaman firmalardan mal alıp dükkanına koyuyor, onun sizler gibi “abicim bu seferlik idare et” diyebileceği bir mal satanı yok, o hep ödemesini yapıyor, yapmak zorunda yoksa dükkanda mal olmaz, mal olmazsa dükkan batar.

Bu adama kimse gelip veresiye defterinden ödeme yapmazsa, bu adam işine devam edebilir mi? Düşünün hep gidiyor, ama hiç gelmiyor, baktığınızda dükkan mal dolup dolup boşalıyor ama ödeme yapan yok, işte Türkiye’nin ekonomik durumu bundan farklı değil!

Türkiye, bir miras yedi gibi, ülkenin birikmiş işletmelerini kiraladı ( özelleştirme çok ayrı bir konu, sonra tartışırız ) . Büyük borç birikimi yaptı ( dünyada bankalara en çok borcu olan 4. millet biziz ) .

Şimdi biz Dünyada bolluk zamanlarının faydasını gördük, 2008’e kadar çok güzel büyüdük çünkü bize çok kredi verildi ve bizde çok tükettik, 2008’den sonra hem dünya ekonomisi değişmeye başladı, hemde dünya siyaseti, buna ek olarak Gezi gibi olaylarla başlayan toplumsal gerilim ve kaos ortamı, büyüyerek devam ediyor.

Satacak bir şey kalmadı, borçlar geri ödenmiyor, üretim yok, para kazanamıyoruz.

Ekonomide şuan olan ne?

Türkiye tarihinin en büyük devalüasyonlarından birisiyle karşı karşıya son 4 haftadır Türk Lirası ortalama olarak %5 değer kaybediyor.

Az önce ekonomik durumun tablosunu çizmeye çalıştım, burada teknik detaylara girmek istemediğim için hep kabaca konuştum, ama şimdi asıl gelmek istediğim yere geliyorum.

Türkiye, dışarıdan gelecek olan paraya ihtiyaç duyan bir ülkedir, çünkü kendi kendine yetebilecek bir durumu yoktur ve ekonomik yapısı sürekli yabancı paraya sahip olmak ihtiyacı taşıyor.

Peki dünyada paralar nasıl geziniyor? Yatırımcılar aracılığıyla, parasından para kazanmak isteyen dünyada çok büyük bir grup var ve bunlar paralarını dünyada dolandırarak daha fazla para kazanmak istiyorlar.

Çünkü gelişen kapitalist sistemle birlikte sermaye akışları fiziki sınırları aşalı çok uzun bir süre oldu Japonya’da birisi evinden anında Türkiye borsasında işlem yapıp istediği zaman tüm parasını geri çekerek Kanada’ya götürebilir. Bu işlemi yapmak onun için saniyeler alacak! Hepimiz için, şu cebimizde tuttuğumuz telefonlar, tabletler, bilgisayarlar hepsi bunları yapıyor. Saniyeler içerisinde ülkelere para götürüp, aynı şekilde parayı kaçırıyorlar.

Japonya’da parasıyla para kazanmak isteyen bir adamın amaçlarını tahmin etmeye çalışalım.

1 – Parasından kısa sürede mümkün olan en çok parayı kazanmak ister

2 – Sahip olduğu parayı kaybetmek istemez ( evdeki bulgur )

Bunlar birbiriyle çelişen durumlar 1. durumda para kazanma isteği riskli ortama yatırımcıyı getirir, ikinci durumdaysa parasını koruma isteği daha güvenli ortama gitmesini söyler.

Peki siz Japonya’da parasıyla para kazanan birisi olsaydınız, şuanda Türkiye’ye para getirir miydiniz?


Yorumlar()
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber