Senelerdir “deli” ilan edildi hayvan severler …

Senelerdir “deli” ilan edildi hayvan severler …

Haydi bir kez de biz “delilerin” gözünden bakın dünyaya


Yaklaşık 2 hafta önceydi…Sosyal medya aracılığı ile zavallı bir kedinin katlediliş videosu dakikalar içinde tüm sosyal ağlarda yayınlanmaya başlamıştı. Bu vahşet maalesef ilk kez yaşanmıyordu. Don kişot misali senelerdir adeta yel değirmenlerine karşı savaş verircesine zor şartlar altında hayvan haklarını korumaya çalışan hayvan aktivistleri ayaklandı. Ayaklanmak ne kelime adeta bir toplumsal infial yaşanmaktaydı. Henüz 1 saat geçmemişti ki olayı gerçekleştiren şahsın Tc kimlik numarasından oturduğu evin adresine ve hatta telefon numarasına kadar tüm bilgilerine ulaşıldı ve yine sosyal medya aracılığı ile ifşa edildi. 21. Yüzyılda “linç” yine sosyal medya üzerinden yapılıyordu. Derhal o sırada oturduğu cafe dahi bulundu telefonlar yağdı, kendi kişisel numarasına da hakaret dolu mesajlar gelince akabinde telefonunu iptal ettirdi. Bir yandan da ona destek olmaya çalışan bir takım insanlarda türedi kulaktan kulağa hatta tabiri caizsse; “klavyeden klavyeye” şehir efsaneleri, şayalar dolaşmaya başladı. Tozlu raflardan eski hayvan katliamları çıkarıldı. Hayvan severlerin zaten canı burnundaydı, patlamaya hazırlardı ve  görünen o ki artık kimse onları durdurabilecek güçte değil. Kanımca bu olay “suç ve ceza” kavramlarından, toplumsal linç ve infial konularına kadar sosyolojik olarak  pek çok açıdan ciddi manada incelenmelidir.

Senelerdir “deli” ilan edildi hayvan severler …
Hayvanlarında canı olduğu hep unutuldu. Onların yaşam hakları hiçe sayıldı. Sokaklarda, barınaklarda, hayvanat bahçelerinde, üretim çiftliklerinde, deneylerde, sirklerde ve pek çok yerde hor görüldüler. Onlar çoğu insan için sadece hizmetkar ya da yaşamaya değer olmayan “yaratıklar” olarak kaldılar. Ancak bu “delilerin” anlatmaya çalıştığı çok önemli bir nokta vardı, sürekli es geçiliyordu; hayvanların toplumun en zayıf halkası olduğu ve onlara yapılan şiddetin yarın öbür gün insana sirayet edebileceğiydi… İnternette yapacağınız çok kısa bir arama ile Prof. Dr. Sevil Atasoy’ın bilimsel makalelerine ulaşabilir hemen hemen tüm seri katillerin kanlı kariyerlerine hayvan öldürerek veya eziyet ederek başladıklarını okuyabilirsiniz.

Bizzat bir hayvan severim, 12 yılı aşkın süredir bu uğurda savaş veriyorum. Kucağımda onlarca savumasız hayvan onları kurtarmaya çalışırken can verdi. Hepsinin adını yıldızlara yazdık melek diye…Hayvan olarak dünyaya gelmeyi onlar seçmemişti. Başlarına gelen elim vakaları da…
Herkes; bırak şu hayvanları insan kurtar insan! Derken insanlar içinde nedense hiçbir şey yapmıyorlardı…Oysa bizler tehlikeyi seziyorduk . Henüz 20 yaşında bir gencin zavallı bir hayvanı 1 saat 35 dakika boyunca acı çektirerek öldürmesi üstelik bundan zevk alması, 60 küsur yaşında bir adamın hamile bir köpeğe tecavüz edişi, acımasız köpek dövüşleri, sırf bizlerin rahatı için barınağa kapatılan canlar…Bu insanlar hiçbir şekilde ceza almıyorlar ve aramızda yaşamaya devam ediyorlar…Basitçe bir dakika yazıyı okumayı bırakın ve düşünün; bir gece önce bir köpeğe tecavüz edecek kadar düşmüş bir insan müsveddesi belki de bu sabah size günaydın deyip yanınızdan geçti…!!
Belki kediyi katleden ve bundan zevk alan genç hemen alt katınızda oturuyor ve bu zalimlerin kol gezdiği sokaklara sizler  çocuğunuzu oynasın diye salıyorsunuz…Araştırmalar çok açık gösteriyor ki yakın zamanda bu insanları hayvana işkence etmek tatmin etmeyecek ve sıra maalesef insana gelecek ve geldi de…Sizleri bilmem ama ben bu insanlarla aynı havayı solumak istemiyorum.! Ancak maalesef 5199 sayılı kanun suç ve ceza kavramlarını sorgulatacak derecede vahim durumda. Kediyi katleden zalim sadece 300 tl ceza ödeyerek elini kolunu sallayarak dışarı çıktı. Hayvana eziyet yere tükürmek veya çimlere basmak gibi sadece “kabahat” sayılıyor. Can almak “kabahat” !!! Bizler Müslüman bir toplum olarak yaradılanı severiz yaradandan ötürü sözünü özümsemeli, canı verenin Allah olduğunu ve yine almakla yetkili tek varlık olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bu süreç de kimileri hayvan severleri yazının başında anlatığım tepkileri yüzünden kınadı ancak ben bu eleştirilere katılamayacağım. Toplumsal ve sosyal medya üzerinden gerçeşleştirilen linç hayvan severlerin değil, sistemin, kanunların ve adaletin düzensizliğinden ileri gelmekte. Hayvan sever kesim günden güne güçleniyor çoğalıyor ve bu zulme sessiz kalamıyorlar ve yine cezai bir yaptırım gelmeyeceğini bildikleri için kendi adaletlerini kendileri sağlamaya çalışıyorlar.Kaba tabirle sistemin kokuşmuş yapısını düze çıkarmaya çalışıyorlar. Tıpkı geçen sene olduğu gibi geçtiğimiz 16 şubatta da  yurt çapında eylemler düzenlendi. Bende İstanbul’daki eylemde yer aldım, meclise sunmak üzere binlerce imza topladık artık suçlular cezasını çeksin diye savaş verdik vermeye de devam edeceğiz. Bugün eğer bu insanlar ceza alırsa yavaş yavaş suçlularda insana  zarar vermekten imtina eder hale gelecekler ve adalete olan güvenimiz artacak.Dolayısı ile hayvanları koruduğumuz bu süreç insanların refahına da hizmet etmiş olacak. Dün itibariyle 5199 sayılı kanunda düzenlemeler yapılması adına girişimler başladı hayvan severler bu konuda da temkinli çünkü hala bizleri rahatsız eden bir takım noktalar var; hayvanların doğal yaşam parkları adı altında resmen açlık ve susuzluğa mahkum edilerek ormanlara yollanması, bir nevi tecrit edilmeleri, evlerimizde baktığımız hayvanların sayısına kadar karışılabilmesi gibi bazı rahatsız edici ibareler içeren yasanın tamamen yaşam hakkına saygı duyar hale gelebilmesi için verdiğimiz çaba durmayacak…

Ünlü bilimadamı Albert Einstein şöyle demişti; “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur” gelin sizde artık hayvana ve hayvan sevene karşı olan ön yargılarınızı kırın ne kadar zor olsa da…Aç kaldığınız, susuzluktan bitkin düştüğünüz bir anı düşünün ya da yalnız bırakıldığınız bi çare… Bunları ve çok daha acılarını o zavallı hayvanlar her gün yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Bir an empati yapın bu çok zor olamaz. Sokak da size havlayan bir köpeğe taş atmak yerine güvenli bir yere geçip şunu tahayyül edin; kim bilir kaç kez dayak yedi? Kim bilir kaç gündür aç ve kim bilir belki de onu aç bekleyen bebeklerini korumak için havlamıştır size…Hiçbir hayvan nedensiz yere saldırgan olmaz, olamaz. İnsan zulmü onları bu noktaya getirir. Tıpkı zalim bir anne baba ile büyüyen sürekli şiddet gören  bir çocuğun ileride ne denli agresif olabileceği ihtimali gibi. Her  sonucun bir sebebi vardır unutmamalı ve bu sonucu yaratan biz insanoğlu elimizden gelirse bu sonucu sadece hayvanlar için değil tüm toplum refahı için en iyi şekilde şekillendirebiliriz.

Bu yazının ulaştığı herkesden bir nebze olsun sağ duyu bekliyorum ve çalışmalarımızı takip etmenizi temenni ediyorum. Dikkatli incelediğiniz takdirde insana dair de pek çok sosyal sorumluluk projesinin öncülerinin sıkı hayvan sever olduğunu görebilirsiniz. Bizler Bakara suresinde de geçtiği üzere Allah’ın halifeleriyiz ve onun yarattığı her varlığa saygı duyup korumakla yükümlüyüz….

Haydi bir kez de biz “delilerin” gözünden bakın dünyaya ve tek istediğimizin huzur ve yaşam hakkına saygı olduğunu görmeye çalışın…


Yorumlar()
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber