TARİKAT MI ? TAHKİKAT MI ?



Uzun bir süre yazmama kararı almama rağmen ülkemizde gelişen olaylar neticesinde daha fazla dayanamayarak, doğru yahut yanlış kendi fikirlerimi beyan ettiğim ve değinmek istediğim konuyu bu yazımda birkaç satırlık cümle ile anlatmaya çalıştım umarım beğenirsiniz, iyi okumalar.


İnsanlık var olduğundan beri insanlar  belirli inançları benimsemiş, birçok dine de inanmışlardır. Asırlardır süregelen bu inançlar zincirinde insanlık bazen öyle bir hal almıştır ki din savaşları adı ile anılacak savaşlar dahi yaşanmıştır. Fakat günümüzde din özgür bırakılmış ve kişinin vicdanı ile arasında olan, kişiye özgü fakat saygı gösterilen bir mevkiye taşınmıştır.  Her insan kendi inandığı dinden sorumludur ve inancı ne olursa olsun saygı gösterilmelidir.


Fakat bizim toplumumuzda özellikle de Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde dinin neticesinde meydana gelen ve din pazarlayan tüccarlar maalesef  topluma ve çağı yakalama aşamasında devlete büyük darbe vurmuşlardır. Sonrasında ise yeni kurulan cumhuriyet döneminde din alimi adı altında birçok şarlatan peydah olmuş, gizliden gizliye kendilerine ve kendi inandıkları nenlerin  çıkarları doğrultusunda faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu dönemde kendisine ‘’zamanın harikası’’ yani Bedîüzzaman diyen bir zat da meydana çıkmıştır. Nihal Atsız Bey’in de yazısında konu edindiği  bu zat Atsız Bey’in sözleri ile Said Kürdidi’dir. Kendisine Said-i Nursi diyen bu zatın Nur Risalesi kendi deyimi ile Risale-i Nur adında ne dediği anlaşılmayan bir dizi de kitabı mevcuttur. Kendisine mürit olan birçok insan bu nur risalelerini dağıtmış ve dağıtmakta idi. Yine Atsız Bey’den çok kısa bir örnek ile bu risalelerin içeriği hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var diye düşünüyorum. Atsız Bey bir yazısında kendisine gönderilen bir nur risalesini kendisini zorlayarak okuduğunda, risalede radyodan bahsettiğini, radyonun bir melek işi olduğunun yazdığını belirtir.


Buradan sonra varın gerisini siz düşünün… Bilimden, fizikten haberi olmayan bir zatın nasıl bir alim olacağını...
 
Peki ben tüm bunları neden yazdım ?


Bu ülkede kendisine inanmış generaller, doktorlar, mimarlar ve daha nicelerinden oluşan bir cemaat bu ülkenin anayasal düzenine, milli birlik ve bütünlüğüne ‘darbe’ yapmak istedi. Bir ilkokul mezununun peşine takılan “aydın” yani okumuş yani “cahil” olmayan insanlar bu ülkenin her bir ferdine silah çekme küstahlığını ve cüretini gösterdi. Neyse ki yüce Türk Milleti bu oyunu bozdu, cemaatlerini de başlarına yıktı. Fakat tüm tehlike bundan ibaret mi gerçekten ?


Bizler biliriz ki kalbi temiz, gönlü temiz Türk insanı nerde yardıma muhtaç biri varsa yardımına koşar, nerde vicdan varsa Türk oradadır ve nerede iyilik, iyi niyetlilik varsa Türk canla başla çalışır. Fakat Kül Tigin’in Orhun Yazıtları’nda da söylediği gibi; Türk Milleti öldün, Türk Milleti öleceksin…


Temiz Müslümanların arkasından gitmezsen, iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı ayırt etmezsen, hatandan ders çıkarmazsan daha çok zulüm görürsün…


Benim bu sözlerim sadece vatanında meydana gelen olayları üzülerek izleyen bir Türk evladının acı sözleridir. Son yüzyılda bu millet cemaat ve tarikatlardan çektiği kadar hiçbir şeyden çekmemiştir belki de. İşte en son yaşadığımız bir cemaatin Türk milletine yapmaya çalıştığı darbe girişimi olayı tarikatların ve cemaatlerin sadece Allah yolunda hizmet etmekten başka emeller peşine düştüklerinde ne kadar zararlı olabilecekleri hususunda ders niteliğindedir.  Bu benim şahsi kanaatimdir ki bir dini cemaat hiçbir nedenle siyaset yahut başka bir konuya karışmamalı sadece Allah yolunda hizmet etmeli ve temiz Müslümanların yetişmesi gayreti çerçevesinde çalışmalıdır.  Fakat günümüzde (gerçekten Allah yolunda çalışanları tenzih ederek söylüyorum) cemaatler birer siyasi parti gibi çalışmakta, politikada, ekonomide ve en önemlisi eğitimde etkin rol oynamaktadır. Allah için bir araya gelen insanların yani ahretlik için bir araya gelen insanların bu tür zümrelerde işi olmamalı ve sadece ahretlik için çalışmalıdır. Buna rağmen ne yazık ki neredeyse her gün bir cemaat haberi izlemekte ve kontrol altına alınamayan bu ilerleyişin ne noktalara varabileceğini hayal etmekte zorlanacağımız günlere girmekteyiz. Taciz olayları, yurt yangınları, öğrenci evleri, lobicilik birer dini cemaatin adının geçmemesi gereken konular iken ülkemizde toplum içerisinde bunlar konuşulmakta, halk olanları korkuyla izlemektedir. Cemaatler birer dini topluluk olmaktan çıkmakta bir siyasi parti yahut bir banka gibi çalışmakta ve bu uzun vadede Türk Milletinde çekinceler yaratmaktadır. 


Bu hususta devlete düşen görev, tüm dini cemaatleri sıkı bir kontrol altına almak, iyi ile kötü olanı ayırt etmek ve gerçekten din için bir araya gelen insanlar ile bunu bir paravan olarak kullananları ayırt etmektir.  Bunun için gerekli tüm tedbirleri almaktan çekinmemeli  Türk Milletinin sulh ve refahı için gereken tüm çalışmaları yürütmelidir.
 
 
 


Yorumlar()
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)





 
 
AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber