Üniversite Rektör Tipolojileri ve Mikro Yönetim Hastalıkları

Üniversite Rektör Tipolojileri ve Mikro Yönetim Hastalıkları
Sezayi DAŞDEMİR
 
“Yeterince ileriyi göremeyen insanların, önlerinde hep dertleri vardır. KONFÜÇYÜS”           
Ülkemizdeki üniversite sistematiği 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu, yürürlüğe girdiği 1981 yılından beri tartışılmaktadır. Çünkü birçok değişiklik yapılmasına rağmen bu kanun ve onun getirdiği sistem ve üniversite üst düzey yöneticilerinin eylem ve işlemleri  hiç kimseyi tatmin etmemiştir. Ancak, bu tatminsizliğin temelindeki ana sebeplere inmek yerine, Rektörler atama ile mi yoksa seçimle mi gelsin, rektör atamalarında YÖK'ün ve Cumhurbaşkanı'nın rolü olsun mu olmasın mı, YÖK kaldırılsın mı, mı kalksın mı gibi yüzeydeki unsurlar tartışılarak yıllar kaybedilmiştir. Dolayısıyla, önce sorunları doğru belirlemek, sonra “Bu sorunlar bir kanun değişikliğiyle mi, üst düzey yöneticilerin hukuk devletine olan bağlılığı mı yoksa üniversiteleri yeniden yapılandırarak mı giderilir” ya da İdeal Tip Rektörü nasıl buluruz  sorusuna cevap aramak ve en son olarak da bunun nasıl yapılacağına karar vermek gerekmektedir. Bu yazım’da Rektörlerin ruh yapısı veya kişilik yapısı denildiğinde dört unsurdan oluşan bir yapının analizi yapılacaktır.
 
1.     Önemsenme duygusunu Tatmin Edememiş Rektörler;
doğuştan gelen bilinçsiz içgüdüleri ve sonradan bastırılan önemsenme düşünce ve duygularıyla, konjonktürel süreç içerisinde birgün Rektör olmayı, üniversitenin tek hakimi olmayı hayal edenler;
Bu kişiliğin ilkel yönü ve temel taşı daima önemsenmeye yönelik haz ilkesine göre hareket eder. Gerçek dışı ve mantık dışı istek ve arzularla, her ne pahasına olursa olsun en üst kamusal gücün elde amacına dönük bir hırs planlaması içindedir. Bu tipoloji’deki Rektörlerin ortak özellikleri şunlardır:  Kayırmacılık ve ayrımcılık yapma,  adalet duygusundan yoksun olmak, yalakaları terfi ettirmek, kanuni hakların özüne ve ruhuna karşı duyarsızlık, ilgisizlik içinde bir kişilik yapısına haiz’dir.  Zor bir koşulla mücadele etmeye cesareti olmaz,  Rektörlük pozisyonu için yetersizse ve bu yetersizliği örtbas etmek için çalışanlarına ekstra yük yükler. Akademik ve idari personelin elde etmiş olduğu başarılar hep ona yüklenir, sözünü tutamaz, çalışanlarının haklarına saygı göstermez, cesareti yoktur, iletişim kurma becerisi yoktur, basit, tatlı dille halledilebilecek bir sorunu büyük bir kaosa dönüştürmek ve çözümsüz hale getirmek ve kaos ortamı çıkarmak konusunda bir güdülemeye haizdir, Akademik ve idari personeline suçlamalar ve yorumlar karşısında cevap verecek zaman tanımaz. Akademik ve idari personeline gözdağı verir, tehdit eder, mobbing uygular, kendisine bir türlü ulaşılamaz.
Bu Rektör tipolojisinde hissin etkilerinde yaşama sözkonusudur. Kafka, "Dava" eserinde böyle bir durumu anlatıyor. Kişi dava edilmiş, fakat nedenini hiç öğrenemiyor.
Diğer taraftan, bir kişi kendini tarif ettiği zaman, bütün samimiyeti ile sadece kendinin bilinçli olduğu taraflarıyla tanıtır. Yani "ne olduğu" değil, ne olduğunu zannettiği şekilde algı yaratmaya çalışır. Olduğu gibi görünmez, göründüğü gibi olmaz.

2.     Narsist Rektörler; 
Kusuru başkalarına atar, başkalarıyla ilişkilerinde kendini beğenir.  Kendisiyle ilgili endişelerinin farkında değildir. Kendisinden memnundur. Hiyerarşide basamak atlamak için doğmuşlardır. Bir basamak atladıklarında arkadaşlarına karşı olan tavırları bile değişir. Herkese tepeden bakarlar. Akademik ve idari personelin kişilik haklarına saldırıda bulunan, Yönetme, yönlendirme ve koordinasyon eksikliği içinde olan ama kamusal otoriteyi ele geçirmek ve uzun süre otoriteye sahip çıkma arzusu içinde ruhsal çatışma yaşayan,  bütün başarıları kendine mal eden, tüm başarısızlıkları ise çalışanlarına mal etme güdüsünde olan, bir şeyler yanlış gittiğinde anında topu idari ve akademik personele atan ve kendisi o olaydan uzaklaşan, yüksek sesle bağırarak konuşan, hakaretler yağdıran ve evrenin merkezinde kendisini gören bir kişilik yapısına haiz’dir. Eleştiriye asla tahammülü yoktur, en ufak bir eleştiride kendini kaybeder, Başkalarının karşı fikirlerine tahammül edemez, bir grup içinde ayrı fikirleri yönetemez, çalışanına güven duymaz, ona sorumluluk vermez, sorun çıktığında ortadan kaybolur, akademik ve idari personeline sahip çıkmaz, yeri geldiğinde akademik ve idari personelini bir piyon gibi kullanır, organize olamaz, işleri delege etmez, yönetici olacak kalifikasyonlara sahip değildir ki çoğu zaman da tüm sorunların kaynağı budur, insan yönetmeyi bilmez.

3.     Obsesif Rektörler;
 
Eleştirir, şüphecidir,  kolay kolay etkilenmez,  gerçeklik ilkesine göre hareket eder. Üst düzey yönetici olma ilkesini bekletir ya da bastırır. Akıl yürütme, problem çözme, karar verme gibi üst düzey zihinsel işlevleri vardır. Obsesif ve rasyonel olmakla övünür, basit olayları karmaşık bir biçimde yorumlar, Sık sık karar değiştirme güdüsü içinde olur,  bu durumda akademik ve idari personel ne yapacağını bilemez kararsız kalır, çalışanı ödüllendirmeyi, takdir etmeyi bilmez, çalışanı herkesin gözü önünde eleştirir, övgüyü yalnızken yapar. çalışanı motive etmeyi, performansını arttırmayı beceremez, iyi bir personelin işten soğumasına, verimsizleşmesine sebep olur.

4.     İdeal Tip Rektörler;
Ahlak ilkesine göre hareket eder. Kişiliğin vicdanını yani ahlak kuralları ve değer yargılarını oluşturur. Aileden özümsenmiş, toplumsal kurallar, gelenekler, görenekler ve ahlak kuralları ile şekillenir. Katı ahlaki kurallar çerçevesinde, özellikle Önemsenme duygusunu Tatmin Edememiş Rektörlerin kamusal güç olgusuyla ilişkili isteklerini ahlaka uygunluğu açısından sorgular. Uygun olmayanların  yönetici olarak atanmasına karşı çıkar. Üniversiteyi temel hak ve hürriyetlerin hizmete sokan, entelektüel sermaye sağlamanın yanında toplumsal sermayeyi de yaratan, toplumun mutluluğunun ve refahının artırılmasında gerekli olan bireyler arası işbirliğinin oluşmasında, bireylerin becerisini geliştirmede yönlendirici, çok miktarda ve zamanında erişilebilen bilginin paylaşımının ötesinde, paylaşılan değerleri, hedefleri ve amaçları; paylaşılan uzmanlığı ve malumatı; paylaşılan işi; karar vermeyi ve öncelikleri; paylaşılan riski, hesap vermeyi, güveni ve paylaşılan ödülleri ortaya koyan İdeal rektör tipolojisine sahip üniversiteler ve ülkeler birinci sınıf devlet olma vasfına erişebilir.
İnsanın psikolojisinin derinliklerini çok iyi ortaya koydukları için özellikle İdeal Tip Rektörlerin olmazsa olmaz özelliği hakkında atıfda bulunacağım.
 
İnsan nesli ortaya çıktığında Zeus (Olimpos Tanrılarının Kralı) bakmış hiçbir özelliği yok(!) gücü yok, kalın bir postu yok, dişleri yok, pençeleri yok, uçamıyor, kaçamıyor, hiçbir şey yapamıyor. Şekilsiz garip bir şey çünkü tüyleri de yok, onun için doğada iyice aykırı bir duruşu var. Demiş ki “bu doğanın içinde nasıl yaşamını sürdürecek?” O zaman Hermes’i görevlendirmiş, Hermes’le bize, insan türüne şöyle bir armağan vermiş: Yaşayabilmemiz için adil olma olanağı bir özellik olarak verilmiş.İşte İdeal Tip Rektörler için Adil olmak en bariz ve yaşamsal özelliktir. Ve ne yazık ki ülkemiz’de bu tipolojiye uygun parmak sayısı kadar Rektör görev yapmaktadır.
 
Herkesin hak ettiği ile yetindiği ve hak ettiğini elde ettiği bir sisteme kavuşmak umuduyla…


Yorumlar()
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)


AnketAnket



Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber